26 Mart 2013 Salı

Aile nedir?


Aile denince genellikle aynı evde oturan anne baba ve evlenmemiş çoçuk gelir. oysa ailenin tanımı bundan daha geniştir.
”Aile’’sözcüğü günlük dilde çok değişik grupları tanımlamak için kullanılr.Örn,”Hasan iyi bir aile reisidir” dendiğinde,hasanın sorumlu bir baba ve koca olduğuanlaşılır.oysa birisi ”benim ailem adanadan gelmiştir” dediği zaman annesiyle babasının,hatta dedelerinin bile adanada yaşadığını söylemek istiyor.
Bir başkası” bu bir aile toplantısıdır” dediğinde,o toplantıda yalnızca akrabaların,sözgelimi amcaların,teyzelerin ve evlilik bağıyla katılmış kişilerin bulunacağı anlaşılır.Sözcüğün yüklendiği bu anlamlarda bile ”aile” kavramı her zaman evliliğe ya da ortak atalara dayalı ilişkileri kapsar.
GENİŞ AİLEDEN ÇEKİRDEK AİLEYE
Çağdaş toplumlarda,yeni evlenen çiftler genellikle baba evinden ayrılarak kendilerine yeni bir ev kurarlarOysa bundan 100,200 yıl önce yeni evlilerin damadın yada gelinin ailesı ile oturması köklü bir gelenekti.Böylece anne baba kızlar damadlar ogullar gelinler torunlar ın aynı çatı altında yaşadığı !!GENİŞ AİLE!! oluşuyordu.Tarıma dayalı geleneksel yapısını koruyan pekçok toplumda bu gelenek bugünde sürmektedir.

Bu toplumlarda ailedeki çoçuklardan biri genelliklede en büyük oğul evlendiği zaman baba evinden ayrılmaz ve çiftliğin sorumluluğunu babsindan devralır.Böylece,öbür çoçuklar evlenerek aileden uzaklaşsalar bile çiftlik işlerinde babaya,ev işlerinde anneye yardımcı olarak bir oğul ve gelin herzaman ailenin yanında kalmış olur.Üstelik ailenin ortak malı olan toprağın elbirliği ile işlenmesi hem bedava işgücü sağlar hem de aile bireylerini başka bir geçim kaynağı arama zahmetinden kurtarır.
Bu tür geniş ailelerde evli çoçuklar ve onların eşleri genellikle büyük ana babanın otoritesi altındadır ve aile içinde alınacak kararlarda son sözü çoğu kez yaşlı baba söyler.Bütün ailenin bakım ve ilgisi ile büyüyen çoçukların yetiştırmesinde de genellikle büyükannenin sözü geçer.
Sanayileşmış çağdaş toplumlarda,özellikle kentlerde geniş aileler yerini ”Çekirdek Aileler”e bırakmıştır.Çekirdek aile anna,baba ve evlenmemiş çoçuklardan oluşan toplumsal birimdir.Yalnız bırey sayısıyla değil yapısıyla da geniş aileden çok farklı olan çekirdek ailelerin doğuşu,kentlerdeki yaşam ve üretim koşullarına bağlanabilr.Kırsal kesimde çoğu kez bütün bireylerin birlikte çalışıp birlikte ürettikleri ekonomik bir birim olan aile kentlerde bu özelliğini yitirir.
Üretimin aile dışında yapılması,aile bireylerinin ev dışında çalışarak bağımsızlaşmasını sağlar.Geniş katı alt_üst ilişkileri de çekirdek ailede eşitlikçi ilişkilere dönüşür.Çoçukların bilgi ve beceri edinmeleri,aile bireyin geleceğinin güvencesi olmaktan çıkar.
Meslek bilgilerinin genellikle aile büyüklerinden öğrenildiği eski dönemlere ve tarımsal kesime oranla,kentlerde çoçuklar toplumsal yaşama daha ıleri yaşlarda katılr.Sanayileşme öncesi yy larda çoçuğun eğitim süresi daha kısa işe başlama yaşi daha küçüktü.Oysa çağdaş uygarlık düzeyinin nitelikli işgücünü zorunlu kılması çoçuğun eğitim dönemini uzatmıştır.Bu nedenle çoçuklar geçimlerini sağlayabilicek yaşa gelinceye kadar aileleriyle yaşar.Ve evlendiklerinde başka bir eve yerleşerek yeni çekirdek aileyi oluştururlar.
AİLE VE EVLİLİK
Birçok toplumda ailenin temeli evlilikle atılır.Hemen hemen bütün ülkelerde ailenin kurulması ve aile birliğinin bozulması gelenek ve törelere bırakılmayıp yasalarla düzenlenmiştir.
Bugün birçok ülkede evlilikler tek eşlidir.Evlilik bağı yalnızca bir erkek ile bir kadın arasında kurulabilir.Oysa bazı ülkelerde bir erkek birden çok kadınla evlenebilir.”POLİGAMİ” denen bu evlilikte,aynı evin içinde her kadının kendi çoçuklarıyla birlikte oturduğu ayrı birimler oluşur.Bu gelenek bazı asya ve afrika ülkelerinde özellikle zenginler arasında yaygındır.Buna karşılık bazı toplumlarda örn;Hindistandaki todalar ve nayarlar arasında kadınların birden çok erkekle evlenmesi olağandır.Buna ”poliandri” denir.
Eski türk toplumları aile kurumuna büyük önem vermiştir.Tek eşli evlilik temeline dayanan ailelerde kadın ile erkek arasinda eşitlik gözetilirdi.Türklerin islam dinini benimsemesinden sonra,ailenin yapısıda bu dinin kurallarına göre yeniden biçimlendi.Bu aile yapısında erkeğe mutlak bir egemenlik tanındı ve 4 kadınla evlenebilme hakkı verildi.
Bu gelenek Cumhuriyet yönetimiyle sona ermiş ve 1926′da kabul edilen medeni kanun,tek eşli evliliğe dayanan aile yapısını yasallaştırmıştır.
Türkiyenin kırsal kesimlerinde geleneksel geniş aile tipi yaygındır.Bununla birlikte son 30 yıldır özellikte içgöçler ve kentleşme nedeniyle geniş aileler parçalanarak yerlerini çekirdek ailelere bırakmaktadır.
BOŞANMA VE AİLE
Çağdaş toplumun getirdiği sorunlar çoğu kez aile yaşamında gerilimlere yol açmaktadır.Ana babaların çoçuklarına sevgiyle yaklaşırken disiplinide eksik etmemeleri,beslenme,sağlık ve eğitim gibi bütün temel gereksinimlerini karşılamaları ve onlara her yönden destek olmaları bekleniyor.Ne var ki hem evde hem iş yaşamında birçok sorunu göğüslemek zorunda kalan anne ve babalar için bunca sorumluluk bazen ağır bir yüke dönüşebilir.İnsanları bu yükün yarattığı aşırı gerginlikten kurtarmak amacıyla zaman zaman bazı toplumlarda geleneksel aile biçimi yerine yeni seçenekler arandı.
Ama çoçuk yetiştirme sorumluluğunu devletin üstlenmesi ya da çekirdek aileler yerine toplu yaşamı seçerek çoçukların elbirliliğiyle büyütülmesi gibi denemeler umulduğu gibi başarılı olamadı.İnsanlar ortak bir amaç çevresinde sevgi bağı ile kurulmuş aile ve evlilik kurumundan bütün güçlüklerine karşın kolayca vazgeçmediler.Çağdaş insanların seçimi de aile bağlarını korumak ve çoçuklarını kendi eliyle yetiştirmek oldu.

Ne var ki gelişmiş ülkelerde boşanma oranının giderek artması çağdaş ailenin de başarılı olmadığı görüşünü yaygınlaştırıyor.Dünyanın birçok yerinde ana babalarının ayrılmasından etkilenen çoçukların sayısı sürekli artmaktadır.Boşanma sonucunda çoçukların bakımı anneye ya da babaya bırakıldığı için son yıllarda anne çoçuk ya da baba_çoçuktan oluşan yeni bir aile tipi oluşmaktadır.
Bu beraberlik boşanma anından başlayıp çoçuğa bakan annenin ya da babanın yeniden evlenmesine sürecek olan bir ilişkidir.Boşanmanın insanları evlenmekten caydırmadığı da bir gerçek tir.Boşananların çoğu genellikle kendileri gibi boşanmış kişilerle yeniden evlenmeyi seçiyorlar.Ama kadının ve erkeğin ilk evliliklerinden olan çoçuklarına ikinci evlilikten ”yeni” çoçukların eklenmesiyle aile içi ilişkiler iyiden iyiye karmaşıklaşmaktadır.

Lüksemburg Müzesi


Lüksemburg Müzesi , Paris, Fransa’da bulunan sanat müzesi. Lüksemburg Sarayı’nın (Palais du Luxembourg) yan tarafında yer almaktadır. Müzede uzun yıllar boyunca on dokuzuncu yüzyıl tablo ve heykellerinin sergilendi. 1986 yılında, Orsay Müzesi’nin açılmasıyla koleksiyonunun büyük bir kısmı oraya taşındı. Fransız Kültür Bakanlığı ve Fransız Senatosu’nun mekanda geçici sergiler düzenlemeye devam etmektedir. Şu anda kuruluş, Fransız Senatosu tarafından yönetilmektedir.
Müzenin tarihi 1750′ye dayanmaktadır. O dönemde Avrupa’da açılmış ilk çağdaş sanat müzesi olmasının yanı sıra Fransa’da halka açık ilk sanat müzesiydi.

Tarihi
Lüksemburg, Louvre Müzesi’nin kurulmasından yaklaşık elli sene önce açılmış, halka açık ilk sanat müzesiydi. 14 Ekim 1750 tarihinde, Lüksemburg Sarayı’nın doğu kanadındaki Marie de Medici galerisinin bir bölümü olarak açıldı. İlk olarak kraliyet sanat koleksiyonunun parçalarından oluşan koleksiyon yabancı ziyaretçilerin de çok ilgisini çekiyordu. O günlerde müzede eserleri sergilenen ressamlar arasında Leonardo da Vinci, Titian, Raphael, Rembrandt, Anthony van Dyck, Claude Lorrain gibi isimler vardı. Ayrıca, artık Louvre Müzesi’nde sergilenen Marie de Medici’nin Rubens’e ısmarladığı büyük boyutlardaki biyografik seri de doğu kanadındaydı. 1780 yılında, ilerinin XVIII. Louis’i tarafından galeri kapatıldı.

Müze, 1803 yılında, Napolyon Bonapart’ın çalışmalarını takdir etmesi sebebiyle senatör olarak atadığı ressam Joseph-Marie Vien’in çabalarıyla yeniden kapılarını açtı. 1815 yılına kadar süren bu dönemde, Rubens’ler eski yerlerinde sergilenmeye başlandı. Ayrıca, koleksiyon Nicolas Poussin, Simon Vouet, Jacques-Louis David gibi eski ustaların eserleriyle zenginleştirildi. Müze, sarayın doğu kanadından üç oda daha alarak genişledi. Fakat, daha sonra koleksiyonun büyük bir kısmı Louvre Müzesi’ne taşındı ve Lüksemburg Müzesi’nin varlığının gerekliliği tartışılmaya başlandı.
11 Nisan 1818′de, müzede “Yaşayan Sanatçılar Müzesi” galerisi açıldı ve David, Girodet, Ingres ve Eugène Delacroix gibi dönemin ünlü ressamlarının çalışmaları sergilenmeye başlandı. Uzun yıllar boyunca çağdaş resimler sergilenmeye devam etti. 1986 yılında Orsay Müzesi’nin kurulmasıyla koleksiyonu bu seferde o müzeye taşınınca, geçici sergilere ev sahipliği yapan bir galeri haline geldi.

Hidroelektrik santralleri


Hidroelektrik santralı, barajda biriken su Yerçekimi Potansiyel Enerjisi içermektedir. Su, belli bir yükseklikten düşerken, enerjinin dönüşümü prensibine göre Yerçekimi Potansiyel Enerjisi önce kinetik enerji (mekanik enerji) ye daha sonra da Türbin çarkına bağlı jeneratör motorunun dönmesi vasıtasıyla Potansiyel elektrik Enerjisi ne dönüşür. Fizik ten hatırlıyalım, 1 kg lık bir kütle, 1 m yükseklikten düştüğünde ;
W (kg m²/sn²=N-m=joule)= m(kg)*g( m/sn²)*h(m)= 9.8 N-m lik iş yapılmış olur.
Net düşüsü 100 m olan bir barajda 1 ton suyun yaptığı iş;
W= 1000*9.8*100= 980 000 N-m=980 000 joule(j) dür.
Su düşüşü veya hidrolik düşüş
Birbiri ile irtibatı bulunan iki su seviyesi arasındaki kot farkına denir. Bir Hidroelektrik Santralda düşü ise üst su seviyesi ile çıkış su seviyesi arasındaki yükseklik farkıdır. Cebri borular ve diğer yerlerdeki kayıplar göz önüne alınmazsa bu mesafeye net hidrolik düşü diyebiliriz.

Yukarıdaki örneği devam ettirirsek; 1 kWh= 3.600.000 j olduğundan, 1 ton suyun yaptığı iş ;
980 000/3 600 000= 0.27 kWh olacaktır.
Tersten okursak;
1 kWh enerji için, 3.600.000/980.000=3,67 m³ su harcamak gerekir.
1 kWh enerji için harcanan su miktarına Özgül Su Sarfiyatı denir. Net düşü ile ilgilidir. Baraj su seviyesi düştükçe Özgül Su Sarfiyatı yükselir. Yani aynı enerji için daha çok su harcanır.
Özgül Su Sarfiyatının hesabı
İş= m*g*h = Q*1000*9.8*h/3600000 (kWh) olduğuna göre;

Hidroelektrik santralın gücü
Yukarıdaki örnekte anlatılan işi 1 sn içinde yaptıran 980 000 N-m/sn lik güç tür. 1 N-m/sn = 1 watt olduğundan, eşdeğeri 980 kW lık güçtür.
Yapılan işin, yükseklik (net düşü) ve türbin çarkından geçen suyun kütlesi ile ,kütlenin de suyun debisi(Q m³/sn) ile doğru orantılı , ayrıca Güç=iş/zaman olduğu bilindiğine göre, sürtünme kayıplarınıda göz önünde tutarak formüle edersek;

olarak bulunur.
Hidroelektrik santral çeşitleri
Hidroelektrik santrallar, kaynağına göre, rezervuarlı ve kanal tipi olarak tesis edilebilirler.
* Rezervuarlı santrallarda öncelikle bir baraj yapılacağından suyun kullanımı enerji gereksinimine göre ayarlanabileceğinden verimleri yüksektir.
* Kanal tipi santrallar, rezervuarlılara göre daha ucuza mal olmalarına karşın su biriktirme olanağı olmadığından gelen su debisine göre çalışmak zorundadırlar.
Hidroelektrik santralların ana bölümleri
Bir hidroelektrik santral binlerce parçadan meydana gelir. Ana bölümleri şunlardır:
1. Su kaynağı yapısı
Rezervuarlı santrallarda baraj, kanal tipi santrallarda ise bir tünel ya da açık kanaldır.
2. Su alma ağzı yapısı
Cebri boruya suyun giriş kısmıdır. Izgaralar, kapak ve kapak açma-kapama mekanizmalarından oluşur. Rezervuarlı santrallarda su girişi, yüzen cisimlerin borulara girmemesi için baraj gövdesinin orta kotlarında yapılırlar.
3. Cebri (basınçlı) borular
Su alma ağzı ile santral arasında, ölçüleri debi ve düşü ye göre hesaplanan kalın etli büyük çaplı çelik borulardır. Santralın jeolojik yapısına göre gömülü oldukları gibi, görünür olanlarıda vardır. Türbin çarkını çeviren suyun geçişine olanak sağlar.
4. Salyangoz (spiral)
Cebri boru sonuna monte edilen, salyangoz biçimindeki basınçlı su haznesi, suyun çarka çevresel olarak ve her bir noktadan eşit debide girmesini sağlar. Çevresel olarak sabit kanatçıkları suya yön verir, açılıp-kapanabilir kanatçıkları ise çarka verilen suyun debisini ayarlar. Çoğu santralda, cebri boru ile salyangoz birleşme noktasında kelebek ya da küresel tabir edilen, hidrolik basınç ile çalışan, cebri boru çapına uygun vanalar bulunur. Bazı santrallarda bu vana tesis edilmeyebilir.
5. Türbin
Türbin çarkı, türbin şaftı, türbin kapağı, hız regülatör sistemi, basınçlı yağ sistemi, türbin yatağı, soğutma sistemi, kumanda panosu ve yardımcı teçhizattan oluşur. Türbin şaftı, suyun kanatlarına çarparak döndürdüğü türbin çarkı ile generatör rotoru arasında akuple olup generatör rotorunun dönmesini sağlar. Türkiyede bu türbinleri TEMSAN yapar. Temsan devlet kuruluşudur.
6. Jeneratör
Generatör rotoru, statoru, yatağı, ikaz(uyartım), soğutma sistemi, koruma sistemi, kumanda ve işletim sistemi, doğru akım sistemi, kesici ve ayırıcılar ile yardımcı organlardan oluşur. Rotor, çok güçlü tesis edilmiş yatak üzerinde sabit hızla döner. Dönü sayısı, frekans ve kutup sayısı ile doğru orantılıdır. Enerji stator sargılarından alınır.
7. Transformatörler
Gerilimi yükseltme ya da alçaltma işlevini üstlenmişlerdir. Tek fazlı, üç fazlı olabilirler. Her üniteye bir transformatör olabileceği gibi birden fazla üniteye bir transformatörde olabilir. Ana gövde, soğutma sistemi, yangın sistemi, koruma sistemi bölümlerinden oluşur.
8. Şalt alanı
Transformatörlerden çıkan yüksek gerilim enerjinin iletim hatlarına bağlantı noktasıdır. Kesiciler, ayırıcılar, topraklama sistemi, koruma sistemi, basınç sistemi, ölçü sistemi, iletim hatları üzerinden haberleşme sistemi kısımları vardır.
9. Diğer teçhizat
Ana teçhizatlardan ayrı olarak; ısıtma havalandırma sistemleri, aydınlatma sistemleri, doğru akım acil enerji, alternatif akım acil enerji (diesel generator) sistemleri, sızıntı toplama havuzları, besleme pompaları, drenaj boşaltma pompaları, haberleşme sistemleri, kompresör ve tanklar gibi basıçlı hava sistemleri, yangın koruma ve söndürme sistemleri, bakım, onarım ve küçük imalat atelyeleri, montaj demontaj sahaları, vinçler, krenler gibi taşıma, kaldırma sistemleri, arıtma sistemleri, ilk yardım bölümü, batardo kapakları,labaratuarlar vb bölümlerdir.
Hidrolik Santrallar su değirmeni çalıştırma ilkesine dayandığından Türbin Çarkına çarpan su türbin şaftını döndürerek Mekanik enerji üretir. Türbin şaftı direk veya bir dişli sistemi ile jeneratör Rotoruna bağlıdır. Jeneratör Rotoru üzerinde bulunan sargıların dışarıdan bir Doğru akım Güç Kaynağı ile uyartılması sonucu rotor çevresinde bir Manyetik alan doğar. Dönen rotorun etrafında oluşan manyetik alanın Stator sargılarının üzerinde İndüklenmesi ile stator sargılarında gerilim oluşarak elektrik enerjisi elde edilir.
Hidrolik santralların artıları, eksileri
Bir barajın yapımı ve öncesinde; uzun süreli yağış, su, jeolojik çalışmalar yapılması, su altında kalan arazi için ödenen istimlâk bedelleri, baraj yapım maliyetinin yüksek olması ilk yatırım maliyetinin çok fazla çıkmasına neden olur ki bu bir dezavantajdır.
Dezavantajlarına karşın; ilk yatırım yapıldıktan sonra, enerji üretiminin ana kaynağı su olduğundan üretim maliyeti çok ucuz olmaktadır. Yakıtlı santralar gibi hava ve çevre kirliliği yaratmazlar.Türbinler hakkında daha detaylı bilgi için teklif hazırlama mühendislerine başvurulabilir.

Ayrıca barajların, elektrik üretiminin yanı sıra;
1. Yerleşim yerlerinin suyunu karşılama,
2. Sel ve taşkınları önleme,
3. Tarım arazilerini sulama
4. Balıkçılık
5. Ağaçlandırmaya katkı, erozyonu önleme
6. Turizmi geliştirme
7. Ulaşım
8. İklimde yumuşama gibi yararları bulunur.
Artıları ve eksileri ile ve de uzun yıllar kullanılacakları değerlendirildiğinde tartışmasız olumlu yanları ağır basmaktadır. Ülkedeki her akar su potansiyelinin enerjiye dönüştürülmesi mutlaktır.
Hidrolik santrallar ile termik santralların karşılaştırılması
Hidrolik Santralların yıllık üretimleri, kaynağa gelen su miktarıyla doğru orantılı olduğundan ve bir yıl boyunca gelen su insanoğlunun elinde olmayıp tam kapasite çalıştırmaya yetmiyebileceğinden, genel olarak puant santralı olarak çalıştırılırlar. Devreye alınış ve çıkarışları çok kolay ve hızlı olduğundan su rejimine bağlı olarak günün, enerji gereksiniminin çok olduğu- ki buna puant saati denir – saatlerinde çalıştırılarak, enerjiye az gereksinim olduğu zamanlarda devre dışı bırakılırlar. Bir Hidrolik Santral ünitesi tam kapasite ile çalıştırılmayabilir. Örneğin 100 MW güçteki bir ünite bir saat tam kapasite çalıştığında 100 000 kWh enerji üretebilir. Tam kapasite çalışma türbin kanatlarının önündeki su giriş kapakçıkları tam açıktır ve saniyede geçen su miktarı en üst düzeydedir.
Ancak, sistemden çekilen enerji, kullanıcıların devreye girme, çıkmalarına göre an be an değişir. Sisteme anlık olarak istenilen enerjinin verilmesini üretim ünitesindeki regülasyon sistemi sağlar. Regülasyon sistemi, türbin kanatlarının önündeki su giriş kapakçıklarına otomatik olarak hükmederek daha az su girişine paralel olarak daha az üretim yapar. Bu olaya sistemde frekans tutma denir. Tüm elektrikli alıcıların sağlıklı ve verimli çalışabilmesi için frekansın, alıcılarda imalat sırasında belirlenen frekans a – Türkiye ve Avrupa ülkelerinde 50 hz -uygun olması gerekir.
Termik santralların devreye alınış ve çıkarışları çok kolay ve hızlı değildirler buna karşın yakıtlarını istenilen miktarda elde etmek insanoğlunun elindedir. Devreye alınış ve çıkarışları sırasında çok verim kaybına uğrarlar. Kızgın buharın, enerji üretimine hazır hale gelmesi için kazanların uzun süre yakılması gerekir. Bütün bu nedenlerden ötürü Termik santral lar arıza, revizyon, bakım vs durumlar dışında 24 saat sürekli çalıştırılmak üzere plan ve dizayn edilmişlerdir.
Stator sargılarında elde edilen orta gerilim elektrik enerjisi dir. Orta gerilim enerjinin şehirlere taşınması için çok büyük kesitli iletkenler gerektiği, bunun da olanaksız olması nedeniyle oluşan gerilim Transformatörler vasıtasıyla Yüksek gerilim e çıkarılır ve ENH (Enerji nakil hatları) ile şehirlere taşınır. Yüksek gerilim enerji kullanıma sunulamıyacağına göre, bu kez de yerleşim yerlerindeki Transformatörler vasıtasıyla kademeli olarak Alçak gerilim e düşürülerek kullanıma sunulur.
Elektrik enerjisi depo edilemez ama su depo ederek elektrik dolaylı olarak depo edilebilir.

Beşeri bilimler nedir?


Beşerî bilimler doğal ve sosyal bilimlerin temel ampirik yöntemlerinden ayrılan, büyük oranda analitik, eleştirel veya spekülatif yöntemler kullanarak insan durumunu inceleyen disiplinlerdir.
Beşerî bilimlerle ilişkili disiplinlere örnek vermek gerekirse; antik ve çağdaş diller, edebiyat, tarih, felsefe, din, görsel sanatlar, performans sanatları (müzik dahil) gibi dallar zikredilebilir. Bazen beşerî bilimler dahil edilen bazı ek alanlar ise antropoloji, alan çalışmaları, iletişim ve kültürel çalışmalardır; bununla birlikte bu alanlar sıklıkla sosyal bilimler dahilinde ele alınırlar.

Beşeri bilimler tarihi
Batı’da beşerî bilimlerin kökeni antik Yunan’a uzanmaktadır. Roma döneminde, yedi liberal sanat kavramı ortaya çıkmıştır; gramer, retorik ve mantık (trivium) ile birlikte aritmetik, geometri, astronomi ve müzik (quadrivium). Nitekim bu konular daha sonraları da bu kompozisyon içinde önemlerini korumuşlar ve Orta Çağ boyunca da eğitimde gösterilen temel konular olmuşlardır.
Rönesans döneminde önemli bir kayma yaşanmış ve beşerî bilimler uygulamadan ziyade incelenmesi (çalışılması) gerekilen konular olarak görülmeye başlanmıştır ki bu geleneksel alanlardan edebiyat ve tarih gibi alanlara yaşanan bir kayma ile birlikte gerçekleşmiştir. 20. yüzyılda bu bakış açısı postmodernist hareket tarafından reddedilmiştir ki postmodernist hareket beşerî bilimleri demokratik bir topluma uygun olacak daha eşitlikçi (egalitaryan) bir şekilde yeniden tanımlamaya uğraşmıştır.

24 Mart 2013 Pazar

Sinus ve Kosinüs uygulama alanları


Düzlemsel trigonometride, iki boyutlu düzlemde (ve üçü de aynı doğru özerinde yer almayan) üç noktayı doğru parçalarıyla ikişer ikişer birleştirerek oluşturulan düzlemsel üçgenler söz konusudur. Küresel trigonometride ise, üç boyutlu kürenin iki boyutlu olan yüzeyinde (ve üçü de aynı büyük çember üzerinde yer almayan) uç noktayı büyük çember yaylarıyla ikişer ikişer birleştirerek oluşturulan küresel üçgenler söz konusudur.
Küresel trigonometri Eski Yunanlılarda astronomiye ilişkin gereksinimleri karşılamak amacıyla ortaya çıktı ve gelişti. Küresel trigonometri aslında düzlemsel trigonometriyi de tümüyle içerir, ama düzlemsel trigonometri ancak 15. yüzyıl Avrupa’sında, topografya, ticaret ve denizciliğin gereksinimleri doğrultusunda kendi başına ve küresel trigonometriden bağımsız olarak gelişmiştir. Küresel trigonometri, düzlemsel geometriden daha önce ortaya çıkıp gelişmiş olmakla birlikte, ancak düzlemsel geometrinin temel ilkelerinin bilinmesiyle daha iyi anlaşılabilir.

Bilimsel alanlarda kullanılan trigonometri aşağıdaki alanlarda kullanılır:Yankılanım, mimarlık, astronomi(okyanuslarda, uzayda, havada dolaşmak bunun için), biyoloji, haritacılık, kimya, sivil mühendislik, bilgisayar grafikleri, jeofizik, kristalografi(kristalleri inceleyen bilim), ekonomi(özellikle finansal marketlerde kullanılır), elektrik mühendisliği, elektronik, kara ve yersel araştırma, fizik bilimi, mekanik mühendisliği, makineler, sağlık alanı(CAT taraması ve ultrason), meteoroloji, müzik teorisi, sayı teorisi (ve bu nedenle kriptografi), okyanus coğrafyası, optik bilim, farmakoloji(ilaç bilimi), ses bilimi, olasılık teorisi, psikoloji, sismoloji(deprem bilimi), istatistik, ve görsel algılama
Trigonometrinin nasıl kullanıldığını hayal etmek zor değildir. Örnek olarak denizcilik ve haritacılık trigonometriyi kullanmak bir fırsattı ve bunların kullanımı ilk trigonometri ders kitabı için yeterli idi.müzik teorisindeki gibi trigonometri değerlendirmesi Pisagor’ un çalışmalarına bağlıdır.Farklı uzunluktaki seslerin iki farklı çıkışları olduğu Pisagor’ un dikkatini çekmiştir.Eğer bunlar benzer uzunluktaki küçük tamsayılar olsalardı, titreşen dizi şekli ve sinüs grafiği arasında benzerlik tesadüf olmazdı.

Okyanus coğrafyasındaki bazı dalga şekilleri ve sinüs fonksiyonunda ki grafiklerdeki benzerlik rastlantı değildir. Diğer alanlardaki, ekonomi, iklim bilimi, biyolojik çalışmalar, mevsimsel periyotlar, sinüs ve kosinüs fonksiyonlarını kapsar.

Atilla Kimdir ?


Büyük Türk-Hun İmparatoru’dur. 395 yılında doğdu. Hun Devleti’nin kurucularından Muncuk’un oğludur. 434 yılında kardeşi Bledu ile birlikte İmparatorluğun başına geçti. Bir süre sonra kardeşinin öldürülmesiyle Tuna kıyılarından Çin Seddi’ne kadar uzayan imparatorluğun tek hâkimi oldu. 750 bin kişilik ordusuyla Galya şehirlerini alt üst etti. Orleans’ı kuşattı. Kuzey İtalya’yı silindir gibi ezip geçti.
Avrupa’yı titreten bir cihangir oldu. 453 yılında öldü.Tıpkı Büyük İskender gibi bütün dünyaya hâkim olmak ihtirası ile dopdolu bulunan Attila, bu büyük emelini tamamen gerçekleştiremedi. Ancak tarihin tanıdığı en ünlü cihangirlerden biri oldu.Gençliğini barış için rehin olarak Roma’da geçirmiş, bu yüzden Roma kültürünün yanı sıra zaaflarını ve karakterlerini incelemişti. Latince’yi de ana dili gibi öğrenmişti. Hükümdar olduktan sonra Romalılar hakkındaki bütün bu bilgilerini en iyi şekilde değerlendirmeyi başardı.
Attilâ önce Doğu Roma’yı hedef aldı. Bizans üzerine yürüdü. Kendisinden aman dileyen İmparatoru yıllık vergiye bağladı. Bir süre sonra vergisini ödemeyen imparatora, bunu pek pahalıya ödetti. Balkanlardan Mora’ya, oradan İstanbul kapılarına kadar olan bölgeyi ele geçirdi. Bizanslılar vergiyi iki misline çıkartarak İstanbul’u kurtardılar.

Fakat, bu arada Bizans İmparatoru III. Valentinianus, bir suikastçi göndererek Attilâ’yı öldürtmeye teşebbüs etti. Bu teşebbüs sonuçsuz kaldı. İmparator bu kez kendi emriyle suikasti hazırlayanın kafasını kestirip Attilâ’ya göndermekle, kendisini temize çıkarmaya kalkıştı.
Bu arada III. Valentinianus’un hayatı boyunca evlenmemeye mahkum ettiği kız kardeşi, rahibe olarak kapatıldığı manastırdan Attilâ’ya bir nişan yüzüğü göndererek kendisiyle evlenmeye hazır olduğunu bildirdi. Bütün Avrupa’ya dehşet saçan Attilâ, Bizans İmparatoru’na daha sert bir mesaj göndererek, nişanlısının kapatılmış bulunduğu manastırdan serbest bırakılmasını ve müstakbel eşine çeyiz olarak Batı Roma İmparatorluğunun yarısının verilmesini istedi. III. Valentinianus, Büyük Türk-Hun İmparatoru’nun bu teklifi karşısında kara kara düşüncelere daldı. Bunun verdiği huzursuzluk bütün Bizans’ı kapladı. Doğu Roma İmpatorluğu sınırları içinde bitip tükenmek bilmeyen korkulu günler ve aylar başladı, Attilâ’nın bütün emeli Batı ile Doğu Roma İmparatorluklarının kendisine karşı birleşmelerini önlemekti. İki cephede birden savaşmak istemiyordu.
Doğu Roma’yı bu huzursuzluğun içinde bıraktıktan sonra ani bir kararla Batı Roma’ya yürüdü. Bir hallaç pamuğu gibi attı, Batı Roma İmparatorluğu’nu.
Roma’ya girmesinin gün meselesi halini aldığı bir sırada Papa III. Leon, bizzat Attilâ’nın karargâhına giderek Roma’yı çiğnememesi için ricada bulundu. Hattâ bunun için kendisine yalvardı.
Papanın bu yalvarışı karşısında istilâyı durdurmayı kabul eden Attilâ, Romalıları çok ağır bir vergiye bağladı.Sekiz yıl içinde bütün Avrupa’da eşi görülmemiş ölçüde büyük bir istilâda bulunan Attilâ, korku ve dehşet ifade eden tek isim oluvermişti. Bu yüzden son derece âdil bir hükümdar olmasına rağmen bütün Avrupa kendisini barbar gözüyle gördü. Onun etrafına saçtığı büyük korku ve dehşetin psikolojik bir sonucu olmuştu bu yanlış teşhis…
Attilâ yalnız büyük bir istilâcı ve yaman bir komutan değil, mükemmel bir hükümdardı. Tarih onu, milletine medenî bir düzen veren ve dünyada posta teşkilatını kuran ilk kişi olarak tanır.Attilâ’nın ilk eşi ve baş kadını Arıkan idi. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu İlek’in anası olan Arıkan’dan başka bir kaç kadın daha almıştı. 453 yılında büyük Türk-Hun İmparatorluğu’nun başkenti olan Etzelburg’da (Bugün Macaristan sınırları içinde bulunan Attila şehri) İlkido adında genç bir kızla evlendi.

Elli sekiz yaşında olmasına rağmen son derece dinç ve kuvvetli idi. Zifaf gecesinin sabahında, bütün Avrupa’yı tir tir titreten cihangir, yatağında ölü bulundu. Ağzından, burnundan boşanan kanlarla, bütün yatak kıpkırmızı olmuştu. Ölümünün şiddetli bir burun kanamasından mı, bir hastalıktan mı, yoksa bir suikast sonucu mu meydana geldiği kesinlikle anlaşılamadı.
Cenazesi, ölümünün ertesi günü yapılan çok büyük bir törenle kaldırıldı. Cesedi altın bir tabuta konulmuştu. Bu tabut, önce gümüş, sonra da demir bir mahfazanın içine yerleştirilmiş ve böylece toprağa verilmişti.Attilâ, ölümünden sonra, kimse tarafından rahatsız edilmeden ebedî uykusunu uyumak isterdi.
Bunu, böyle vasiyet etmişti. Bu nedenle mezarını kazıp kendisini toprağa verenler okla vurulmak suretiyle hemen oracıkta öldürüldü. Sonra mezarının yanından geçmekte olan bir çayın mecrası değiştirildi. Sular başka tarafa, muhtemel olarak mezarın üzerinden verilen yeni mecrasına akıtıldı. Böylelikle büyük cihangirin son arzusu yerine getirilmiş oldu.
Ne yazık ki bugün mezarının yeri dahi bilinmez.

George Catlett Marshall kimdir? (Marshall yardımları)




George Catlett Marshall , II. Dünya Savaşı sırasında ABD Genel Kurmay Başkanı (1939-1945). Daha sonra dışişleri (1947-1949) ve savunma bakanı (1950-1951) olarak hükümette görev almıştır. Türkiye’nin ekonomik kalkınmasını başlatan Marshall Planı olarak bilinen Avrupa Kalkınma Programı’nın yaratıcısıdır. (d. 31 Aralık 1880 – ö. 16 Ekim 1959)
Bir kömür tüccarının oğluydu. 1901′de Lexington’daki Virginia Askeri Enstitüsü’nü bitirdi. 1902-1903 yıllarında Filipinler’de görev yaptı. Ordu içinde hızla yükselerek I. Dünya Savaşı sırasında 1. Tümen’in harekat dairesi başkanı olarak Fransa’ya gönderildi (1917). Meuse-Argonne harekatı sırasında da 1. Ordu harekat dairesi başkanı olarak görev aldı (1918). Savaştan sonra beş yıl boyunca (1919-1924) General John J. Pershing’in yaverliğini yaptı.
II. Dünya Savaşı’nın başladığı 1 Eylül 1939′da Kara Kuvvetleri kurmay başkanlığına getirildi. Kazablanka, Washington, Quebec, Kahire ve Tahran konferanslarına ABD kurmay başkanlarının baştemsilcisi olarak katıldı. Bu konferanslarda İngilizlerin Akdeniz stratejisi olarak bilinen planını benimsemeyerek, Müttefiklerin Alman güçlerine karşı Manş Denizi üzerinden bir saldırı düzenlemeleri gerektiğini ileri sürdü.





21 Kasım 1945′te genelkurmay başkanlığından ayrılmasından birkaç gün sonra, Başkan Harry Truman, Marshall’ı özel temsilcisi olarak Çin İç Savaşı’nda arabuluculuk yapmaya ikna etti. Bu girişiminde başarılı olamamasına karşın Ocak 1947′de dışişleri bakanlığına getirilen Marshall, aynı yıl haziranda kendi adıyla anılan ve savaş sırasında büyük yıkıma uğrayan Avrupa’nın yeniden inşasını amaçlayan Avrupa Kalkınma Planı’nı açıkladı. Ayrıca başlangıçta plan kapsamına alınmayan Yunanistan ve Türkiye’ye yardım sağlanmasında etkili oldu. İsrail Devleti’nin tanınması ve Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’nın (NATO) kurulmasına ilişkin görüşmelerin başlatılması için çaba gösterdi. İki yıl sonra sağlığının bozulması nedeniyle görevinden ayrıldı.



1950′de 70 yaşındayken Başkan Truman’ın Kore Savaşı sebebiyle yaptığı çağrıyı kabul ederek Savunma Bakanı oldu. 1951′de savunma bakanlığı görevinden ayrıldıktan sonra hükümete askeri konularda danışmanlık yaptı. 1953′te, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın iktisadi kalkınmasına ve dünya barışına yaptığı katkılardan dolayı Nobel Barış Ödülü aldı.