24 Mart 2013 Pazar
Astrobiyoloji Nedir ?
Astrobiyoloji ya da egzobiyoloji, disiplinler-arası bir bilim olup, özellikle evrende yaşamın ortaya çıkmasını ve evrimini sağlayan jeokimyasal ve biyokimyasal etken ve süreçleri konu alır; bir başka deyişle, evrende biyolojik kökenin, evrimin, dağılımın ve canlıların geleceğinin incelenmesidir.
Bu bilimsel disiplinler-arası alan, kısaca, Güneş Sistemi’miz içinde ve dışında kalan “yaşanabilir gezegen”lerdeki yaşanabilir ortamların araştırılmasını, abiyogenez (prebiyotik kimya) kanıtlarının araştırılmasını, Mars’ta ve Güneş Sistemi’mizde yaşamı, Dünya’daki yaşamın evriminin kökenleri ve erken dönemleri üzerine laboratuvar çalışmalarını ve alan araştırmalarını ve yaşam potansiyelinin Dünya ve uzaydaki zorluklara uyarlanması çalışmalarını kapsar.
Astrobiyolojinin bu tanımı, doğal olarak, yaşamın, yeryüzünde ortaya çıktığı gibi, Güneş Sistemi’miz içinde veya dışında bulunan başka yerlerde, başka gezegenlerde de ortaya çıkmış olabileceği kabulünü içerir. Bizimkinden “kökten farklı ortamlar” içeren diğer kozmik cisimler üzerinde de yaşam izleri mevcut olabileceğinden, astrobiyolojide “basit organik madde”den (biyomoleküller, peptidik, nükleik ya da lipidik zincirler) daha karmaşık yapılara (ilk hücreler, ilk genetik sistemler) doğru uzanan evrime hükmeden olası süreçlerin araştırılması sözkonusudur.
Dolayısıyla bu süreçlerin araştırılmasında, organik kimya, inorganik kimya, biyokimya, hücre biyolojisi, iklimbilim, jeokimya, gezegenbilim ve enformatik modelizasyon gibi çeşitli bilimsel alanların, bir bütünü tamamlayacak tarzda, derin bir etkileşim içinde olmaları kaçınılmaz hale gelir.
Örneğin, astrobiyologlar yeni gezegenler keşfetmek ve bunların yaşanabilirliğini saptamak üzere astronomlarla, moleküler etkileşimlerden yaşama geçişi anlamak üzere kimyacılarla, diğer gezegenler üzerindeki anahtar mineraller ve suya ilişkin kanıtları incelemek üzere jeologlarla, en erken yaşam türlerini araştırmak ve anlamak üzere paleontologlar ve moleküler biyologlarla ve bunların yanısıra, iklimbilimcilerle, gezegenbilimcilerle ve diğer çeşitli bilim dallarındaki bilim insanlarıyla iş birliği içinde çalışırlar.
Günümüzde gitgide genişleyen astrobiyoloji aynı zamanda, hangi türde olursa olsun Dünya-dışı yaşama ve varsa Dünya-dışı zeki yaşama ilişkin araştırmayla da (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) da ilgilenmektedir. Fakat olası gelişmeleri beklemekte olan bu son değinilen araştırma sahası (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) şimdilik çok marjinal durumdadır.
Etiketler:
astrobiyoloji,
bilim,
biyomoleküler,
egzobiyoloji,
evren,
güneş,
güneş sistemi,
molekül,
nasa,
sistem,
uzay
Kinematik Nedir ?
Kinematik, hareketi, sebep ve tesirlerini gözönüne almadan inceleyen mekaniğin bir bölümü. Kinematik, hareketin ve ondan doğan hız ve ivmenin anlaşılmasıyla kavranabilir. Hareket bir cismin sürekli, bir noktadan diğer bir noktaya olan yer değiştirmesidir. Hareketin en basiti, bir pompadaki pistonun hareketi gibi doğrusal harekettir. Diğer bir tür hareket de bir eğri boyunca olan yer değiştirme sonucu ortaya çıkar. Gezegenler ve uyduların yörüngelerinde bu tür bir harekete rastlanır.
Hareketin anlatılmasında ve incelenmesinde vektörlerden istifade edilir. Çünkü, yer değiştirme, hız ve ivme vektörel birer büyüklüktür. Vektör, başlangıç noktası belirli ve ucunda ok işareti olan bir doğru parçasından ibarettir. Alınan yol, geçen zamana bölünerek ortalama hız bulunur. Bir cismin yörüngesindeki bir noktadaki hız, ani hız olarak tarif edilir. Eğer bir cisim sabit bir hızla hareket etmiyorsa, ivmeleniyor demektir. İvme, hızda birim zamanda meydana gelen değişikliktir. Örneğin, serbest düşme hareketinde ortaya çıkan yerçekimi ivmesinin değeri yaklaşık olarak 9,81 m/s²dir.
Gezegenlerinin büyüklük ölçekleriyle Güneş Sistemi
Güneş ve gezegenlerin orantılı büyüklükleri
Güneş Sistemi, içerdiği gezegenleriyle, bu gezegenlerin aylarıyla, birçok gökcisimleri ve ilgi çekici ara kuşaklar barındırmıkta. 4′ü karasal ve 4′ü gaz olmak üzere ve Plüto’nun da cüce gezegen kategorisine alınmasıyla 8 gezegenin ve hepsinin ana yıldızı olan Güneş’in (büyük görünüyor olabilir, ancak yıldız sınıflandırmasında küçük-sarı bir anakol yıldızı) büyüklüklerini ve birbirlerine olan orantılarını görebilirsiniz. (Uzaklıklar ölçeğe uygun değil, tek bir küçük alana sığdırmak biraz zor olurdu bakmak için…)
Gezegenlerin küçük olduklarına bakmayın, sistemdeki kütlenin çoğunu Güneş oluşturuyor ancak sistemdeki açısal devim niceliğinin çoğu etrafında dolaşan gezegenlere ait. 4 karasal gezegen sonrasında Mars ile Jüpiter arasında ya hiç gezegen olmayı başaramamış ya da neredeyse 4,6 milyar yaşındaki sistemin o uzun süre boyunca yaşadığı hareketli oluşumundaki çarpışmaların birinde dağılmış parçacıklardan bir Küçükgezegen Kuşağı bulunmakta. Bu durumun en büyük nedeni dev gaz gezegenlerinin özellikle Jüpiter’in sistemde oluşturduğu çekim kuvveti sayılabilir. Kuiper kuşağı ise hala keşfedilmekte olan çok uzaklardaki bir kısım. Plüto ötesindeki bu kuşak içerisinde Plüto’dan daha büyük cisimlerin bulunduğunu Eris’in de keşfi ile artık biliyoruz. Ancak bu yıldız sisteminin en ilgi çeken kısmı tabii ki de içerisindeki gezegenlerden birindeki farklı bir hareketlilik. Yaşam diye adlandırdığımız bu durum gökyüzüne bakarken bizlerin de başka nerelerde daha olduğunu en çok merak ettiğimiz şey.
Gezegenlerin büyüklüklerine baktığımızda diğer yıldız sistemlerindeki gezegenleri keşfetmeye çalışırken karasal ve Dünya benzeri olanları bulmanın, büyük ve dev Jüpiter benzeri olanlara göre neden daha zor olduğu da görülebilir. Elimizdeki en net model kendi yıldız sistemimiz, ancak buranın ötesindeki sayısız yıldız sistemindeki değişik çeşitlerde yıldız-gezegen sistemlerini de gözlem teknolojileri ve imkanları geliştikçe tam olarak neye benzediklerini daha açık olarak görebileceğiz.
Güneş Sistemi, içerdiği gezegenleriyle, bu gezegenlerin aylarıyla, birçok gökcisimleri ve ilgi çekici ara kuşaklar barındırmıkta. 4′ü karasal ve 4′ü gaz olmak üzere ve Plüto’nun da cüce gezegen kategorisine alınmasıyla 8 gezegenin ve hepsinin ana yıldızı olan Güneş’in (büyük görünüyor olabilir, ancak yıldız sınıflandırmasında küçük-sarı bir anakol yıldızı) büyüklüklerini ve birbirlerine olan orantılarını görebilirsiniz. (Uzaklıklar ölçeğe uygun değil, tek bir küçük alana sığdırmak biraz zor olurdu bakmak için…)
Gezegenlerin küçük olduklarına bakmayın, sistemdeki kütlenin çoğunu Güneş oluşturuyor ancak sistemdeki açısal devim niceliğinin çoğu etrafında dolaşan gezegenlere ait. 4 karasal gezegen sonrasında Mars ile Jüpiter arasında ya hiç gezegen olmayı başaramamış ya da neredeyse 4,6 milyar yaşındaki sistemin o uzun süre boyunca yaşadığı hareketli oluşumundaki çarpışmaların birinde dağılmış parçacıklardan bir Küçükgezegen Kuşağı bulunmakta. Bu durumun en büyük nedeni dev gaz gezegenlerinin özellikle Jüpiter’in sistemde oluşturduğu çekim kuvveti sayılabilir. Kuiper kuşağı ise hala keşfedilmekte olan çok uzaklardaki bir kısım. Plüto ötesindeki bu kuşak içerisinde Plüto’dan daha büyük cisimlerin bulunduğunu Eris’in de keşfi ile artık biliyoruz. Ancak bu yıldız sisteminin en ilgi çeken kısmı tabii ki de içerisindeki gezegenlerden birindeki farklı bir hareketlilik. Yaşam diye adlandırdığımız bu durum gökyüzüne bakarken bizlerin de başka nerelerde daha olduğunu en çok merak ettiğimiz şey.
Gezegenlerin büyüklüklerine baktığımızda diğer yıldız sistemlerindeki gezegenleri keşfetmeye çalışırken karasal ve Dünya benzeri olanları bulmanın, büyük ve dev Jüpiter benzeri olanlara göre neden daha zor olduğu da görülebilir. Elimizdeki en net model kendi yıldız sistemimiz, ancak buranın ötesindeki sayısız yıldız sistemindeki değişik çeşitlerde yıldız-gezegen sistemlerini de gözlem teknolojileri ve imkanları geliştikçe tam olarak neye benzediklerini daha açık olarak görebileceğiz.
Küçük gezegenlerden devasa yıldızlara; Büyüklüklerinin oranı
Güneş sistemi gezegenleri, Güneş ve yakınımızdaki bazı yıldızların birbirlerine göre büyüklükleri
Güneş sistemindeki cisimlerin boyutları, birbirlerine oranları küçüklüğümüzden beri okullarda meyveler ve bakliyatgiller başta olmak üzere çeşitli örneklerle anlatılır. Peki gecenin karanlığında çok uzaklardan parıldayan yıldızların renklerinin ve büyüklüklerinin de farkını merak ettiniz mi ? Öyleyse uydumuz Ay’dan bilinen en büyük çapa sahip VY Canis Majoris yıldızına kadar birçok yıldızın karşılaştırılmış büyüklüklerini aşağıdaki görselde ve videoda incelerseniz, aklınızda bu cisimlerin devasa boyutları ile ilgili bir fikir oluşacaktır.
Evrende yüzmilyarlarca gökadanın herbirinde yine yüzmilyarlarca yıldız bulunuyor, belki de Dünya’nın bütün sahillerindeki bütün kum taneleri yetişemeyecektir bu sayıya, ancak sayı bu kadar büyük olunca, yıldızların hayatları, ışık saçtıkları süre boyunca ne gibi evrelerden geçtikleri, içlerinde neler olduğu ve sonlarının ne şekilde ve ne kadar zaman sonunda olabileceği, gözlemlenen birçok yıldızdan edinilen bilgilerin birleştirilip kategorilendirilmesi ile modellenebiliyor ve hesaplanabiliyor. Tabii ki bütün yıldızları Güneş kadar ayrıntılı inceleyemedik henüz, ancak zamanla gözlem araçlarının da gelişmesiyle araştırmalar (belki buradan, çok uzaktan bakmak yerine yakınlarına gidilmeye başlanır eğer biraz daha hızlı yol almaya başlarsak uzayda) daha ayrıntılı veriler ve daha keskin sonuçlar elde etmemizi sağlıyor. Bu sonuçlar ile uzaydaki hareketliliği ve nedenlerini her zamankinden daha iyi anlıyor olacağız.
Aşağıdaki görselde geceleri parlayan birçok parlak ve yakınımızdaki yıldızın karşılaştırılmalarını eğer görselin üzerini tıklarsanız daha ayrıntılı şekilde görebilirsiniz.
Güneş sistemindeki cisimlerin boyutları, birbirlerine oranları küçüklüğümüzden beri okullarda meyveler ve bakliyatgiller başta olmak üzere çeşitli örneklerle anlatılır. Peki gecenin karanlığında çok uzaklardan parıldayan yıldızların renklerinin ve büyüklüklerinin de farkını merak ettiniz mi ? Öyleyse uydumuz Ay’dan bilinen en büyük çapa sahip VY Canis Majoris yıldızına kadar birçok yıldızın karşılaştırılmış büyüklüklerini aşağıdaki görselde ve videoda incelerseniz, aklınızda bu cisimlerin devasa boyutları ile ilgili bir fikir oluşacaktır.
Evrende yüzmilyarlarca gökadanın herbirinde yine yüzmilyarlarca yıldız bulunuyor, belki de Dünya’nın bütün sahillerindeki bütün kum taneleri yetişemeyecektir bu sayıya, ancak sayı bu kadar büyük olunca, yıldızların hayatları, ışık saçtıkları süre boyunca ne gibi evrelerden geçtikleri, içlerinde neler olduğu ve sonlarının ne şekilde ve ne kadar zaman sonunda olabileceği, gözlemlenen birçok yıldızdan edinilen bilgilerin birleştirilip kategorilendirilmesi ile modellenebiliyor ve hesaplanabiliyor. Tabii ki bütün yıldızları Güneş kadar ayrıntılı inceleyemedik henüz, ancak zamanla gözlem araçlarının da gelişmesiyle araştırmalar (belki buradan, çok uzaktan bakmak yerine yakınlarına gidilmeye başlanır eğer biraz daha hızlı yol almaya başlarsak uzayda) daha ayrıntılı veriler ve daha keskin sonuçlar elde etmemizi sağlıyor. Bu sonuçlar ile uzaydaki hareketliliği ve nedenlerini her zamankinden daha iyi anlıyor olacağız.
Aşağıdaki görselde geceleri parlayan birçok parlak ve yakınımızdaki yıldızın karşılaştırılmalarını eğer görselin üzerini tıklarsanız daha ayrıntılı şekilde görebilirsiniz.
14 Mart 2013 Perşembe
LCROSS çarpışma verileri Ay’da suyun bulunduğunu gösteriyor
Centaur roketinin Cabeus krateri içerisinde oluşturduğu madde bulutu
LCROSS’dan (Lunar CRater Observation and Sensing Satellite – tr. Ay Krater Gözlem ve Algılama Uydusu) alınan veriler, 9 Ekim 2009 tarihinde Ay’ın güney kutbundaki sürekli gölgede bulunan Cabeus kraterine doğru gerçekleştirilen çarpışmalar sırasında kalkan toz bulutu arasında su izlerinin bulunduğunu gösteriyor.
LCROSS – Centaur üst roket kısmının gerçekleştirdiği çarpışma, kraterin dibinden (beklenildiği kadar yükseğe çıkacak şekilde olmasa da) iki parça halinde madde bulutunun yükselmesine neden olmuştu. İlk parça yüksek bir açı oluşturacak şekilde çarpışmanın etkisiyle oluşan buhar ve hafif tozlardan, ikinci parça ise daha düşük açıda daha ağır maddelerin oluşturduğu bir bulut olarak görüldü. Yukarıya yükselen bu madde bulutlarının bir özelliği ise milyarlarca yıldır günışığı görmemiş olması.
Sürekli gölgede kalan bu bölgeler, Güneş sistemimizin geçmişi ve evrimi ile ilgili birçok bilgiyi de aynen Dünya’nın buzullarından çıkarılan örneklerde olduğu gibi içerisinde saklıyor olabilir. Ayrıca Ay’da suyun bulunuyor olması Ay’a ve oradan daha öteye yapılacak seferler ve kurulacak üsler için önemli bir kaynak olacak.
NASA’nın Ames Araştırma Merkezi’ndeki yetkililerinin yaptıkları açıklamalarda; çok mutlu olduklarını, oluşan iki parçalı buluttan alınan tayflarda suyun varlığına işaret eden çizgiler bulunduğunu, diğer bileşenlerin çözümlemesi için süregelecek çalışmalarda sonuçlar elde edilebileceğini ancak Cabeus’un içerisinde suyun buunduğunu rahatlıkla söylebileceklerini belirttiler. Miktarın ise Ay koşulları için “yeterince” olduğunu eklediler. Bir ortalama tahmin; 20-30 metrelik genişlikteki bir krater içerisinden çıkan bulut içerisindeki suyun 100 kg kadar olduğu.
İlk çözümlemeler, suyun yakın kızılötesi ışıma içerisindeki tayf işaret bölgelerinin, LCROSS ile elde edilen yakın kızılötesi tayftan elde edilen verilerle karşılaştırması ile yapıldı. En temiz verilerin suyun varlığını gösteren çizgiler etrafında olduğu görülüyor, diğer maddeler ve bileşiklerin eldeki tayf modellerine uyum göstermemesinin nedeni ise, Centaur roket bölümünün de çarpışmanın etkisiyle parçalanıp buharlaşmasıyla beraber yukarıya doğru kalkan toz bulutunun maddesel içeriğine karışmış olması olarak görünüyor. Bir diğer doğrulama ise morötesi ışıma ve görünür bölgeleri gösteren tayftaki hidroksil salınım çizgileri oldu ki; hidroksil su buharının günışığı görmesiyle oluşabilecek bir bileşik.
Ayrıca kraterin içerisinde çarpışma sonrası bölgede oluşan dağılmış maddenin yapısı da inceleme altında bulunuyor. Patlama sonrası oluşan yapı da bölgenin yüzey yapısı ile detaylı bilgiler barındırmakta. (Çarpışma sonrası oluşan bulutun Dünya’dan görülememe nedenleri arasından birisi yüzeydeki tozların bir yastık gibi çarpışma sırasındaki enerjiyi emip dağıtması olarak düşünülüyor. Bu bulutun 10 km yüksekliğinde olması bekleniyordu ancak bulut 1.6 km kadar yükselebilmişti.)
Verilerin incelenmesi daha süre alacak belirtilen açıklamalara göre. LCROSS ile beraber yolculuğa çıkan ve şu anda Ay yörüngesinde dolanan LRO (Lunar Reconnaissance Orbiter – tr. Ay Keşif Aracı) çarpışma bölgesinin üzerinden her defasında geçerken istenilen yeni verileri topluyor olacak. Yapılacak ileriki çalışmalar uydumuz ile ilgili yeni sırları da günyüzüne çıkartacak gibi. Ay’daki bu “yeterince” miktardaki su ise ileride kurulacak üslerdeki birçok ihtiyacı (içmek, tarımsal ürünlerin üretimi, nefes almak amaçlı oksijen üretiminden roket yakıtı üretmeye kadar birçok alanda) karşılayacak.
LCROSS’dan (Lunar CRater Observation and Sensing Satellite – tr. Ay Krater Gözlem ve Algılama Uydusu) alınan veriler, 9 Ekim 2009 tarihinde Ay’ın güney kutbundaki sürekli gölgede bulunan Cabeus kraterine doğru gerçekleştirilen çarpışmalar sırasında kalkan toz bulutu arasında su izlerinin bulunduğunu gösteriyor.
LCROSS – Centaur üst roket kısmının gerçekleştirdiği çarpışma, kraterin dibinden (beklenildiği kadar yükseğe çıkacak şekilde olmasa da) iki parça halinde madde bulutunun yükselmesine neden olmuştu. İlk parça yüksek bir açı oluşturacak şekilde çarpışmanın etkisiyle oluşan buhar ve hafif tozlardan, ikinci parça ise daha düşük açıda daha ağır maddelerin oluşturduğu bir bulut olarak görüldü. Yukarıya yükselen bu madde bulutlarının bir özelliği ise milyarlarca yıldır günışığı görmemiş olması.
Sürekli gölgede kalan bu bölgeler, Güneş sistemimizin geçmişi ve evrimi ile ilgili birçok bilgiyi de aynen Dünya’nın buzullarından çıkarılan örneklerde olduğu gibi içerisinde saklıyor olabilir. Ayrıca Ay’da suyun bulunuyor olması Ay’a ve oradan daha öteye yapılacak seferler ve kurulacak üsler için önemli bir kaynak olacak.
NASA’nın Ames Araştırma Merkezi’ndeki yetkililerinin yaptıkları açıklamalarda; çok mutlu olduklarını, oluşan iki parçalı buluttan alınan tayflarda suyun varlığına işaret eden çizgiler bulunduğunu, diğer bileşenlerin çözümlemesi için süregelecek çalışmalarda sonuçlar elde edilebileceğini ancak Cabeus’un içerisinde suyun buunduğunu rahatlıkla söylebileceklerini belirttiler. Miktarın ise Ay koşulları için “yeterince” olduğunu eklediler. Bir ortalama tahmin; 20-30 metrelik genişlikteki bir krater içerisinden çıkan bulut içerisindeki suyun 100 kg kadar olduğu.
İlk çözümlemeler, suyun yakın kızılötesi ışıma içerisindeki tayf işaret bölgelerinin, LCROSS ile elde edilen yakın kızılötesi tayftan elde edilen verilerle karşılaştırması ile yapıldı. En temiz verilerin suyun varlığını gösteren çizgiler etrafında olduğu görülüyor, diğer maddeler ve bileşiklerin eldeki tayf modellerine uyum göstermemesinin nedeni ise, Centaur roket bölümünün de çarpışmanın etkisiyle parçalanıp buharlaşmasıyla beraber yukarıya doğru kalkan toz bulutunun maddesel içeriğine karışmış olması olarak görünüyor. Bir diğer doğrulama ise morötesi ışıma ve görünür bölgeleri gösteren tayftaki hidroksil salınım çizgileri oldu ki; hidroksil su buharının günışığı görmesiyle oluşabilecek bir bileşik.
Ayrıca kraterin içerisinde çarpışma sonrası bölgede oluşan dağılmış maddenin yapısı da inceleme altında bulunuyor. Patlama sonrası oluşan yapı da bölgenin yüzey yapısı ile detaylı bilgiler barındırmakta. (Çarpışma sonrası oluşan bulutun Dünya’dan görülememe nedenleri arasından birisi yüzeydeki tozların bir yastık gibi çarpışma sırasındaki enerjiyi emip dağıtması olarak düşünülüyor. Bu bulutun 10 km yüksekliğinde olması bekleniyordu ancak bulut 1.6 km kadar yükselebilmişti.)
Verilerin incelenmesi daha süre alacak belirtilen açıklamalara göre. LCROSS ile beraber yolculuğa çıkan ve şu anda Ay yörüngesinde dolanan LRO (Lunar Reconnaissance Orbiter – tr. Ay Keşif Aracı) çarpışma bölgesinin üzerinden her defasında geçerken istenilen yeni verileri topluyor olacak. Yapılacak ileriki çalışmalar uydumuz ile ilgili yeni sırları da günyüzüne çıkartacak gibi. Ay’daki bu “yeterince” miktardaki su ise ileride kurulacak üslerdeki birçok ihtiyacı (içmek, tarımsal ürünlerin üretimi, nefes almak amaçlı oksijen üretiminden roket yakıtı üretmeye kadar birçok alanda) karşılayacak.
Psikoloji Hakkında 3-5 şey
Psikoloji (Yunanca ψυχολογία, psihologia: Ruh bilimi), insan davranışlarını ve zihinsel süreçleri inceleyen bilim dalıdır.
Ruhbilim
Os. Ruhîyât, Fr. Al. Psychologie, İng. Psychology
Ruhsal yaşamın bilimi
Yunanca ruh anlamına gelen psykhe deyimiyle bilgi anlamına gelen logos deyiminden yapılmıştır. Antikçağ Yunanca'sındapsukhê deyimi duysal ruh anlamına geliyordu. Dilimizdeki ruhbilim deyimi de bu anlama uygundur ve özellikle ruh'la tindeyimleri arasındaki anlam ayrılığını göz önünde tutmuştur. Bu anlamda ruhbilim deyimi, canlı örgenliğin bedensel yanını inceleyen bilimi dilegetiren fizyoloji deyimine karşı olarak canlı örgenliğin ruhsal yanını inceleyen bilimi dilegetirir.
İnsan ve hayvan davranışlarını inceleyen bilim.
Bir grubu, bir bireyi belirleyen hareket etme, düşünme, duygulanma biçimlerinin bütünü.
Davranışsal.düşünüş, davranış biçimi.
Psikolojinin tanımı,gözlenebilen,ölçülebilen insan ve hayvan davranışlarıdır.
Psyche + Logos sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. Psyche ruh anlamına gelir, logos da bilim/bilgi demektir. Psychelogos yani Psikoloji sözcük anlamıyla "ruhbilim"dir.nsan bir canlı olarak çevresine uyum sağlamak ve kendi içinde de dengeli bir gelişme sağlamak ister. Psikoloji de elde ettiği yasaları yine insana uygulayarak onun davranışlarını açıklayabilir, önceden kestirebilir, kontrol edebilir. Böylece, insana bu gelişim ve uyum sürecinde yardımcı olabilir. Günümüzde psikolojinin bulgularından, çok değişik alanlarda yararlanılır. Eğitim, tıp, endüstri, ekonomi alanlarında psikolojik bilgilerin kullanımı, insanların daha başarılı olmasını sağlamaktadır. Büyüme, gelişme, yetenekler, ilgi, zekâ, heyacan, bellek, düşünme, öğrenme konularında elde edilen psikolojik bilgilerin eğitim alanında kullanılmasıyla bu alanda başarı yükselmiş, daha sağlıklı, daha modern bir eğitim anlayışı gelişmiştir.
1879’da Alman psikolog Wilhelm Wundt tarafından Leipzig’de kurulan psikoloji laboratuvarı ile psikoloji, deneysel bilim dalı unvanını kazanmıştır. İlk psikoloji deneyleri burada yapılmıştır. Psişik olaylar fizik olayları gibi incelenmeye çalışılmıştır. Daha sonra Avrupa`nın değişik yerlerinde ve Amerika`da birçok psikoloji laboratuvarı açılmıştır.
Psikoloji felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim haline geldikten sonra -kısmen de olsa- bazı filozofların düşünce biçimlerinin etkisinde kalmıştır. Sistem ve ekol olarak gelişen psikoloji akımları ortaya çıkmıştır. Ekoller genellikle tek yanlı görüşlerdir. İncelemek istedikleri konuyu temel ögeler açısından ele alırlar. Determinist anlayıştadırlar. Psikolojinin belli başlı ekolleri Yapısalcılık (zihin yapısı ile ilgili), İşlevselcilik (zihin göreviyle ilgili), Davranışçılık, psikanaliz ve Gestalt psikolojisidir.
20. yy. psikolojisi zihinsel süreçleri açıklamak için iç gözlem yöntemini kullanan yapısalcılıkla başladı, daha sonra psikanalitik psikoloji gelişti. Yapısalcılığa karşı olan davranışçılık ve Gestalt psikolojisi gibi akımlar ortaya çıktı. Daha önceki okulların tek yanlı determinist (belirleyici) görüşlerine tepki olarak da hümanistik (insancıl) psikoloji doğdu. 2. Dünya Savaşı sırasında ise ekoller önemini kaybederek, görüşler yavaş yavaş birbirine yaklaştı. Teorisyenler ve araştırmacıların aynı miktarda katkıda bulunduğu çoğulcu anlayış, ekollerin tek yanlı anlayışının yerine geçti. Psikolojinin günümüzdeki durumunu daha iyi anlamak için ekol ve yaklaşımları gözden geçirelim. Bu yaklaşımlar kolektif bilimsel bakış açısını da yansıtır.
1. Amaçlılık ruhbilimi (İng. Purposive psychology) 2. Askerlik ruhbilimi (İng. Military psychology) 3. Uygulamalı ruhbilim (İng. Applied psychology) 4. Atomculuk (İng. Atomism) 5. Bilimsel ruhbilim (İng. Scientific psychology) 6. Biçim ruhbilimi (İng. Gestalt psychology) 7. Bireysel ruhbilim (İng. Individual psychology) 8. Budunsal ruhbilim (İng. Ethnopsychology) 9. Çevre ruhbilimi (İng. Ecological psychology) 10. Çözümsel ruhbilim (İng. Analytical psychology) 11. Davranışçılık (İng. Behaviorism) 12. Davranışlararası ruhbilimi (İng. Interbehavioral psychology) 13. Deneysel ruhbilim (İng. Experimental psychology) 14. Derinlik ruhbilimi (İng. Depth psychology) 15. Endüstri ruhbilimi (İng. Industrial psychology) 16. Ergenlik ruhbilimi (İng. Adolescent psychology) 17. Fizyolojik ruhbilim (İng. Physiological psychology) 18. Yapısal ruhbilim (İng. Structural psychology) 19. Genel ruhbilim (İng. General psychology) 20. Gensel ruhbilim (İng. Genetic psychology) 21. Görgül ruhbilim (İng. Empirical psychology) 22. Hayvan ruhbilimi (İng. Animal psychology) 23. Herbartçılık (İng. Herbartianism) 24. İşlem ruhbilimi (İng. Act psychology) 25. İşlevsel ruhbilim (İng. Functional psychology) 26. Kişiliksel ruhbilim (İng. Personalistic psychology) 27. Kültür ruhbilimi (İng. Cultural science psychology) 28. Matematiksel örnek ruhbilim (İng. Mathematical model psychology) 29. Nesnel ruhbilim (İng. Object psychology) 30. Örgensel ruhbilim (İng. Organismic psychology) 31. Öz ruhbilimi (İng. Self psychology) 32. Sayılama ruhbilimi (İng. Statistical psychology) 33. Toplumsal ruhbilim (İng. Social psychology) 34. Topoloji ruhbilimi (İng. Topological psychology) 35. Ussal ruhbilim (İng. Rational psychology) 36. Uyaran - karşılık ruhbilimi (İng. Stimulus - response psychology) 37. Varoluşçu ruhbilim (İng. Existential psychology) 38. Vektör ruhbilimi (İng. Vector psychology) 39. Yığın ruhbilimi (İng. Mass psychology)
Ayrıca:
Normaldışı ruhbilim (İng. Abnormal psychology), Biyolojik ruhbilim (İng. Biological psychology), Bilişsel ruhbilim (İng. Cognitive psychology), Karşılaştırmalı ruhbilim (İng. Comparative psychology), Gelişimsel ruhbilim (İng. Developmental psychology), Psikometrik ruhbilim (İng. Psychometric psychology), Danışmanlık ruhbilimi (İng. Counselling psychology), Eğitim ruhbilimi (İng. Educational psychology), Adlî tıp ruhbilimi (İng. Forensic psychology), Sağlık ruhbilimi (İng. Health psychology), Nöropsikoloji (İng. Neuropsychology), Psikodrama (İng. Psychodrama), Klinik psikoloji (İng. Clinical psychology), Sağlıkbilimsel psikoloji (İng. Psychological medicine), Psikanaliz (İng. Psychoanalysis), Psikopatoloji (ing. Psychopathology), Grup psikolojisi (İng. Group psychology), vb. alanlar da mevcuttur.
Etiketler:
felsefe,
pisikoloji,
psychology,
ruhbilim,
ruhbilimi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)